Zeynep Özkanca

Belirli bir çerçevenin içinde, genelde sembolik bir niyetle bir araya getirilen nesnelerin betimlendiği ölüdoğa resimleri, esasında bakan kişi ile nesneler arasında eşsiz bir etkileşime fırsat verir. Zira her bakan kişi, kompozisyonda tanıdık ve yabancı unsurların bir aradalığından kendine özel, farklı anlamlarla yüklü ve biricik bir hikâye kurabilir. Zeynep Yeşim Özkanca’nın ölüdoğa stilinde olduğu söylenebilecek fotoğraflarına baktığımızda, onun da ya en çok/sık kullandığı ya da en göz önünde olan ve masasında duran nesnelerle bambaşka bir ilişki kurduğunu hissedebiliyoruz. Depresif değil ama melankolik bir havada, takıntılı değil ama rastlantısal da olmayan bir bakışla kurgulanmış kareler hem kendi içlerinde hem de kurdukları ikili (diptik) birlikteliklerde ortak bir kavramı sezdiriyorlar: Geriye kalanları. 

Kimi renkli kimi siyah-beyaz bu fotoğraflar, hemen az önce olup bitmiş, yaşanmış ve sona ermiş birer eylemin ardından kalan imgeleri topluyor: Az önce yenmiş bir yeşil elmanın çöpü, köklendirmek üzere bardağa konmuş kırık bir dal, soyulmuş portakal kabuğu, söndürülmüş sigaranın izmariti, kurşunkalemin kırılmış ucu, yırtılmış bir fotoğrafın parçaları, pencereden içeri düşen kuş tüyü ya da ölü bir kelebek… hepsi de hareketsizlikleriyle az önceki hareket(liliğ)i işaret ediyorlar. Bu anlamda, hepsi gerçek birer still-life.

Pandeminin başında insanların eve kapandığı, sokakların boşaldığı, tüm hayatın (life) hareketsiz (still) kaldığı bir dönemde üretilen bu fotoğraflar ve kaleme aldığı not gösteriyor ki sanatçı, Rilke’den alıntılayarak “zorlamalarla kuşattığı” bu nesnelerle normalde ilişkilendiğinden farklı bir şekilde ilişkilenmiş:

Onları fazlaca kuşatmış hatta köşeye sıkıştırmış olabilirim.
Fakat onların da bana pek cömert davrandıklarını söyleyemeyeceğim.
Nihayetinde iki taraf için de zor bir süreçti…
Onları kendi mekânıma kapatmam yetmezmiş gibi
Bir de fotoğraflarını çekerek onlara ikinci darbeyi vurduğumu
Kabul ediyorum.
Masadan hepsi yeni adları ile ayrılırken; bu, benim için bir kutlama,
Onlar için ise yüksek ihtimalle
Bir zorbalıktı.

30 Mart – 12 Mayıs 2020

Aynı masa

* Still-life, İngilizcede ölüdoğa resimlerine verilen isimdir ve kelimesi kelimesine çevrildiğinde “hareketsiz yaşam” anlamına gelir.

Still life paintings, in which objects brought together for their symbolism are depicted within a set frame, provide the opportunity for a unique interaction between the viewer and the objects. This is because each viewer can create a unique story, loaded with different meanings, out of the combination of familiar and foreign elements in the composition. Looking at the still-life photographs of Zeynep Yeşim Özkanca, we can feel that she too establishes a completely different relationship with the objects that she uses most frequently or that stand out on her desk. The frames, which were established in a not depressive but melancholic atmosphere, with a not obsessive look that is not coincidental either, suggest a common concept both within themselves and in the binary (diptych) unions they establish: The remains. 

These photographs, some in color and some in black and white, collect the images that remain after an action that has just happened, occurred and ended: The core of a just-eaten green apple, a broken branch put in a glass to root, an orange peel, a cigarette butt, the broken tip of a pencil, fragments of a torn photograph, a feather falling through the window, or a dead butterfly… all in their stillness, they point to the movement of the previous moment. In that sense, they are each a “still life”. 

These photographs and the note she wrote, produced at a time when people were confined to their homes, the streets were empty, and all life was still at the beginning of the pandemic, show that the artist relates to these objects that she, quoting Rilke, “surrounded by compulsion” in a different way than she normally does:

“I may have surrounded them too much or even cornered them.
But I can’t say that they were very generous to me either.
Ultimately, it was a difficult process for both sides…
As if it wasn’t enough for me to lock them up in my own place
I dealt the second blow to them by taking their pictures
I admit that.
As they all left the table with their new names, it was a celebration for me
for them, it was likely
compulsion.

30 March – 12 May 2020

Same table

Fine Art Baskı / Fine Art Print, 45x60 cm Diptik / Diptych, 5 + 1 Edisyon / Edition, 2020
Fine Art Baskı / Fine Art Print, 45x60 cm Diptik / Diptych, 5 + 1 Edisyon / Edition, 2020
Fine Art Baskı / Fine Art Print, 45x60 cm Diptik / Diptych, 5 + 1 Edisyon / Edition, 2020
Fine Art Baskı / Fine Art Print, 45x60 cm Diptik / Diptych, 5 + 1 Edisyon / Edition, 2020
Fine Art Baskı / Fine Art Print, 45x60 cm Diptik / Diptych, 5 + 1 Edisyon / Edition, 2020
Fine Art Baskı / Fine Art Print, 45x60 cm Diptik / Diptych, 5 + 1 Edisyon / Edition, 2020
Fine Art Baskı / Fine Art Print, 45x60 cm Diptik / Diptych, 5 + 1 Edisyon / Edition, 2020