Tuğçe Ayaz

“Kişinin yaşamının anlamı, zayıftır, kırılgandır, dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.

Sürekli —hep yeniden, en baştan başlayarak— kurulması gereken bir şeydir kişinin yaşamının anlamı. Önceki kurulmuş biçimlerinin kişiye şimdi sağlayabileceği de, sağlam ve direngen yapılar değil; önceki kuruluşlarının, işte, nasıl zayıf, kırılgan olduklarının, nasıl dökülüp gittiklerinin, bilgisidir — ‘yaşam deneyimi’ denilen şey de bundan başka bir şey değildir…”

Oruç Aruoba’nın “olmayalı”sından alıntılanan bu parça, hayatımızı anlamlandırmak için imgelere ne denli ihtiyacımız olduğuna işaret eder bir anlamda. Şeyleri yokluğun sınırında varlığa kavuşturan imgeler anılarda, rüyalarda, nihayetinde zihinde ancak temsil edilebilir. Doğası gereği bir parça yanılsamayı her zaman içinde taşıyan imgeler artık var olmayanı, olmuş bitmişi, geçip gitmişi, bir daha yaşanmayacak olanı imlediği için hüzünlüdür ancak işte yaşamımızın anlamını bütünlüklü tutmak için gereklidir de, o yüzen tutunuruz imgelerin varlığına. 

Tuğçe Ayaz’ın 64 pozitif film karesi üzerine yağlıboyayla işlediği sahneleri, yaşanmışlıkları simgeleştiren, bugüne taşıyan, bizi biz yapan ve şimdiye anlam yüklememizi sağlayan hatıraları ele alıyor. Tek göz oda evlerinde birlikte poz veren aile, yatağında belki yeni uyanmış bir bebek, sokaktan taşan begonvilin önünde poz veren teyzeler ya da sınıflarında poz veren kız öğrencilerin hepsi de bize tanıdık gelebilecek figürleri taşıyorlar. Bunlar tek bir kişinin aile albümünden fotoğraflar mı yoksa bambaşka hayatların izi mi? Peki, başka insanların hatıralarının bize bu kadar tanıdık gelmesinde bir tuhaflık yok mu? Ayaz’ın “ANDA” ismini vererek zamanın uçuculuğunun, geçip geçiciliğinin altını çizdiği 4 x 3.5 cm’lik bu minyatür resimlerin her biri herkes için bazen farklı bir ânı geriye çağırıyor, bazen de yeni anlamların derinliğinde yol alıyorlar. Ama aslında bunlar tozlu rafların ardından çıkan kayıp ya da tanıdık sandığımız figürleri görmenin bir yolu.

“The meaning of one’s life is weak, fragile, ready to fall apart: if one does not constantly nurture it, protect it, keep it whole, it slips through one’s fingers.

The meaning of one’s life is something that must be constantly established—always anew, starting from the beginning. It is not solid and resistant structures that prior, established forms can now provide; it is the knowledge of their previous establishments, that is, how they were weak, fragile, how they fell apart—the so-called ‘life experience’ is nothing else…”

This piece, which is quoted from Oruç Aruoba’s “olmayalı”, points out how much we need images to make sense of our lives. The images that bring things into existence on the border of non-existence can only be represented in memories, dreams, ultimately in the mind. Images that always carry a piece of illusion by their nature are sad because they signify what no longer exists–the happened, the past, the thing that will never happen again–but it is necessary to keep the meaning of our life intact, so we cling to the existence of those floating images. 

The scenes that Tuğçe Ayaz painted with oil on 64 frames of film positives deal with the memories that symbolize experiences, carry them to the present, make us who we are, and help us make sense of the present. The family posing together in their one-room home, a baby in its crib, maybe just awakened from a nap, the aunts posing in front of the bougainvillea overflowing from the street, or the female students posing in their classrooms all bear figures that may seem familiar to us. Are these photos from a single person’s family album or are they traces of different lives? But isn’t it strange that other people’s memories are so familiar to us? Each of these 4 x 3.5 cm miniature paintings, which Ayaz named “In the Moment” to underline the volatility and ephemerality of time, sometimes recalls a different moment for everyone, and sometimes travel into the depths of new meanings. They are in fact a way of seeing the lost or familiar figures that emerge from behind the dusty shelves.

Pozitif Film Üzerine Yağlı Boya / Oil on Pozitive Film, Triptik / Triptych, 63 Parça / Pieces, Her biri 3.5 x 4 cm Each, 2021