Kıvılcım Güngörün

“Oğaç”

 

Çalışmalarını öz-belgeci bir üslupla ve sokak-portre-doğa üçlemesi üzerinden, bu unsurları biriktirerek, birbirlerine zincirleyerek ve yeni bağlamlar ekleyerek oluşturan Kıvılcım Güngörün, işlerinde yaşadığımız çağın çarpık yönlerini ve bunların anlık yansımalarını gösteriyor. “Oğaç” adlı çalışmada ise İstanbul’daki sayısız ağaç gibi makus bir kadere sahip olan ve bir yüzyıldan fazla süredir aynı noktada durduktan sonra kesilen Beşiktaş’taki ağaç etrafındaki üretimlerini bir araya getiriyor. 

İlk olarak 2010 yılında düşmesin diye tutturulduğu kelepçeleriyle dikkatini çeken ağaca dair ilgisi 2019’da gelişen ve o zamandan bu yana “oğaç” adını verdiği yeni bir ağaç türü, yani kelepçeli ağaçlar üzerinde çalışan Güngörün, Beşiktaş’taki asırlık ağacı bu senenin Nisan ayında kesildiği güne dek takip etmiş. Bir tür heykelsi nesneye ya da anıta dönüşen kelepçeli hâlini fotoğraflamasının ardından hastalanıp çürüdüğü ileri sürülerek kesildiğinde hemen ağacı görmeye giden Güngörün, artık yalnızca “kökü hâlâ yer altında olan, gövdesi kesik, yüzeyleşmiş bir boşluk, bir alan, bir mekân, bir nokta” olan bu varlığın yokluğunu “grundograf”larla belgelemiş. Sanatçı, kâğıt yüzeyine aktarılan zemin fotoğrafı anlamında kullandığı grundografları ağacın kesilmesinin ardından onun geriye kalan, elle tutulur tek izleri olarak kaydetmiş. Yerleştirmede, ağacın kelepçeli bir fotoğrafını ve ağacın kesildiğini duyduktan sonra çevresinde gelişen diyaloglara referans veren başka fotoğraflara, Güngörün’ün ağacın grundograf ve doku örneklerini aldığı ve onunla vedalaştığı bir performans videosu, dört dakikalık bir kurgu video, bir GIF ile dokuz grundograf eşlik ediyor.

Ağacın önce sağlıklı, ardından kelepçeli ve son olarak kesilmiş hâllerini izleyebildiğimiz bu yas duvarı akla şu soruyu getiriyor: 1900’lerin başından beri orada olan ağaç, şimdi kaybına dair tüm kayıtlar ve ezilmiş kökü ile aslında hâlâ orada olabilir mi? 

“Oğaç”

 

Kıvılcım Güngörün, who creates her works in a self-documentary style and through the street-portrait-nature trilogy, by accumulating, articulating and contextualizing these elements, shows the corrupt ways of our time and their immediate manifestations. In the work titled “Oğaç”, she brings together her productions around the famous tree in Beşiktaş, which shared the dark fate of countless trees in Istanbul and was cut down after standing in the same spot for more than a century. 

Güngörün developed an interest in the tree, which had first come to attention in 2010 when supportive clamps were installed, in 2019, followed the story of the tree until it was cut down in April of this year, and has been working on a new type of tree, namely the clamped trees. Güngörün, who photographed the tree in clamps and went to see it when it was cut down on the grounds that it was rotting, used “grundographs” to document the inexistence of what once stood, of “a surface, a space, an area, a point whose roots are still underground, whose trunk is cut off, a palpable absence”. The artist recorded grundographs, meaning a ground photograph transferred to paper, as the only tangible traces of the tree after it was cut down. In the installation, a photo of the tree in clamps and other photographs that refer to the conversations she heard after the tree was cut are accompanied by a performance video where Güngörün takes grundograph and tissue samples of the tree and bids farewell, a four-minute fictional video, a GIF, and nine grundographs.

This wall of mourning, where we can watch the tree as healthy, then clamped and finally cut, brings to mind the question: Could the tree that had been there since the early 1900s actually still be there, now with all the records of its loss and its destroyed roots?