Ekmel Ayar

Ekmel Ayar

Daft Punk, Kuruçeşme Arena

 

Daft Punk ile lise yıllarımda tanıştım. Yakın arkadaşım Selim, iki robotun inanılmaz müzikler yaptığından bahsetmiş ve bende bir merak duygusu uyandırmıştı. Fotoğraflarını ilk gördüğümde merakım katlanarak büyüdü. Müziklerini dinlediğimde, onlara bir yerlerden aşina olduğumun farkına vardım. Discovery Channel’da “Discovery” albümünden “Harder, Better, Faster, Stronger” şarkısını duymuştum ama bu şaheserin arkasında iki robotun olduğunun bilincinde değildim. Öğrendiğimde parçayı farklı bir şekilde duymaya başladım. Merakım beni daha çok dinlemeye teşvik etti ve kısa sürede müziğe bağlandım. Artık benim için her şey iki robottan ibaretti. Bütün bir yazım robot kaskı yapmaya çalışmakla geçmişti, becerememiştim. Onlara olan sevgimi bir şekilde ifade etme ihtiyacı duyuyordum; kimi zaman derste defterin kenarına küçük bir karalamayla kimi zamansa uyumadan önce “Alive 2007” albümünü baştan sona çalarken, ranzamın üst katında, önüme yastıklarımı alıp sanki o piramidin içindeymişim gibi performanslarını tekrar canlandırarak. Bu yaptıklarım çift tanrılı bir inancın ritüelleri haline gelmişti. Benim için Daft Punk, tanrısal bir hisle özdeşleşmişti.

Bu proje için, bir diğer çok sevdiğim grup olan Swans’ın posterini hazırlıyordum. O sırada Daft Punk’ın bittiği haberini aldım. Her Daft Punk sever gibi ben de bu habere oldukça üzüldüm. “Alive 2007″ı tekrar baştan sona dinledim ve “Keşke Daft Punk için bir poster yapsaymışım.” Dedim. Onlara veda edememiş, bir kapanış yapamamıştım. Beklenmedik bir kayıp yaşamıştım. İki gün geçmeden teknik bir problemle karşılaştım ve Swans çizimimi kaybettim. Bunun benim için tek bir anlamı oldu; Daft Punk’a veda etmek ve artık onlara olan sevgimi gerçekten birilerine duyurabilmek.