Doğa Can Ertürk

Doğa Can Ertürk

The Beach Boys, Hezarfen Havaalanı

 

10 yaşındayım; aklım müziğe, konsere ermeye yeni yeni başlamış. Televizyonda Rock’n Coke’un Franz Ferdinand’lı reklamları dönüyor. Kim kimdir en ufak bir fikrim yok ama o zaman çok havalı gelmişti havaalanında konsere gitme fikri. Lisedeyim, biraz daha aklım eriyor; grubumla provalarda hayal kurarken hep “2 yılı kaldı abi, üniversiteye gidince biz de Rock’n Coke’a gideriz” diyoruz. O sırada da televizyonda Arctic Monkeys’li reklamlar dönüyor. O Rock’n Coke, sonuncusu oluyor ve kaçıp giden hayaller listeme bir yenisi ekleniyor.

Hikâyeyi biraz ileri sarıyorum. Üniversite birinci sınıftayım, artık aklım müziğe daha da çok eriyor. Brian Wilson’ın hayatını anlatan “Love and Mercy”yi izlerken daha önce radarıma takılmayan The Beach Boys şarkısı “Til’ I Die”ı duyuyorum. Oturup şarkının kaynağı olan albümün peşine düşüyorum, “Surf’s Up”. Plak koleksiyonumda olması gereken bir albüm olduğuna karar veriyorum. Arayışlarıma devam ettiğim bir gün Akmar’da onu görüyorum. Heyecanla kutudan çıkarıp plağın kondisyonuna bakmaya girişiyorum. Boş… Dükkân sahibine soruyorum, “Kapak var, plak yok” diyor, bulamıyor. Ardından bu efsane albüm için “O kadar da peşine düşülecek bir albüm değil. En iyi The Beach Boys albümü bile değil. Neden bu kadar taktınız anlamadım” diyor. Tabii bu beni daha da gaza getiriyor. Yılmadan “Surf’s Up”ın peşinde koşuyorum ve 5 yılın sonunda geçtiğimiz yıl, pandemide kendisine kavuşuyorum. Döndüre döndüre, asla o ekibi canlı dinleyemeyeceğimi bilerek dinliyorum.

Bu yıl, artık müziğe erdiğine inandığım aklımla sevdiğim “Surf’s Up”, 50. yaşına giriyor. The Beach Boys’un albümü baştan sona çalıp, hit’leri ile devam edip, konseri “Kokomo” ile kapatacakları bu yaz gününü Hezarfen’de hayal ettim. Farklı yaşlardan farklı hayalleri birleştirdim. Çok da güzel oldu.