Dilan Onay

Çalışmalarında seyirci ile sanatçı, izleyen ile gösteren ilişkisini inceleyen Dilan Onay, “Ölü Seyirci için Canlı Performans”ta sahneye doğru ilerleyen ancak bir türlü performansına başlayamayan bir performansçı olarak karşımıza çıkıyor. Kameranın gözü aracılığıyla tanıklık edilen bu teşebbüs her defasında bir performansa başlama çabasından ibaret kalıyor. Performans başlamadan önceki eylemsizlik (günlük yaşam) ve performansın icra edildiği eylem (sanatsal dışavurum) arasında sıkışıp kalmış bu hâli, kendi deyimiyle “performansçının arafını” betimleyen Onay, esasında bu işiyle performans sanatının bugünü ile ilgili çok temel sorular soruyor: Diğer sanat formlarından ‘o anda, orada’ canlı olarak icra edilmesiyle ayrılan, performansçının ve izleyenin fiziksel varlığıyla mühürlenen performans her zaman bir seyirciyle mi tamamlanır? Seyircinin performansın icra edildiği o belirli anda ve yerde olması mutlaka gerekir mi? Peki ya seyircinin performans alanındaki varlığı fiziksel değil de dijitalse bu onu ‘ölü’ bir seyirci mi yapar? Yakın zamanda dijital ortama taşınması zorunlu hâle gelen ‘canlı performanslar’ yarı-ölü bir seyirciye mi yapılır? Seyirci performansçı ilişkisi bu kadar geçirgen ve birliktelik gerektiriyorsa aralarındaki canlılık ve ölülük de geçirgen olmaz mı? Canlı performans dediğimiz işlere dijital canlı, fiziksel ölü diyebilir miyiz? Onay, herkesi bir tür çıkmaza sokan bu sorulara anonim (suretsiz) bir performansçının alana giriş yürüyüşüne sıkışıp kalmış olması üzerinden cevap arıyor.

Dilan Onay, who examines the relationship between the audience and the artist, the viewer and the exhibitor in her works, appears as a performer who moves towards the stage but cannot start her performance in “Live Performance for a Dead Audience”. Witnessed through the eye of the camera, this attempt is only an effort to start a performance each time. Describing this state of being caught between inactivity (daily life) before the performance begins and the action (artistic expression) in which the performance is delivered as “the purgatory of the performer”, Onay asks fundamental questions about the present of performance art: Must the performance, which is distinguished from other art forms by being live ‘right there and then’ and sealed by the physical presence of the performer and the audience, always be completed with an audience? Does the audience necessarily have to be at the particular moment and place where the performance happens? But if the audience’s presence in the performance space is digital rather than physical, does that make it a ‘dead’ audience? Are ‘live performances’, which recently had to transition to the digital medium, made for a half-dead audience? If the spectator-performer relationship is so permeable and requires togetherness, wouldn’t the vitality and deadness between them also be permeable? Can we call what we have known as live performance “digital live, physically dead”? Onay seeks answers to these questions, which put everyone in an impasse of sorts, through the fact that an anonymous performer is stuck walking onto the performance stage.