Deniz Satır Hartikainen

Sanki sergi alanı kalabalık bir meydan ve Deniz Satır Hartikainen’in CCTV’leri andıran, bakışlarını her yöne çevirmiş, ve galiba artık bakmaktan yorulmuş kanlı gözleri meydanda olabilecek herhangi bir olay için tetikteler. Ama aslında bu tetikte olma hâli, kamusal alanda gerçekleşecek potansiyel bir olaydan ziyade sanatçının hayatında gerçekleşebilecek potansiyel bir olaydan alıyor kaynağını: Gözlerini kaybetme korkusu. Sanatçı, bu gözleri sanki göz imgesini ne kadar çoğaltırsa ona o kadar sarılıp sahip çıkabilecekmiş gibi, çokluk yokluğu yiyip yutabilirmiş gibi telaşla dokumuş. 

Çapları 15 cm’den 40 cm’e değişen ebatlarda, bir tür yün-akrilik karışımından ince dokumayla üretilen bu irili ufaklı gözler, normalde bu organın yumuşak, kaygan ve son derece çabuk yaralanabilir görünen yuvarlak, etli yapısının tam tersine, yassı, sert dokulu ve darbe alsa da kolayca zarar görmeyecek, hatta darbeyi yumuşatacak bir yapıya sahipler. Belki bu anlamda korkuyu da bir nebze yumuşatmayı beceriyorlar… Diğer taraftan, onlarca gözü “göz korkusu” anlamına gelen “Ommetaphobia” başlığını bu işi tanımlamak için inadına kullanması, sanatçının kendi korkusunun üzerine inadına gidiyor olmasıyla da koşut ilerliyor. 

İnsanı hem rahatsız hem de hipnotize eden bu çoklu bakış/izlenme deneyimi gerçeküstü bir his taşımakla birlikte izleyiciye doğrudan ve tüm ağırlığıyla taşınıyor. İzleyici ile yerleştirme arasındaki gerilim, asla kırpmayan bu renkli gözlerin manidar, her şeyi bilen bakışıyla âdeta azalmayı reddediyor.     

It’s as if the exhibition space is a crowded square, and Deniz Satır Hartikainen’s bloodshot eyes, reminiscent of CCTV’s, looking in all directions and seeming tired of looking, are on the alert for any situation that may occur in the square. But in fact, this alertness derives from a potential event in the artist’s life rather than a potential event in the public sphere: Fear of losing her eyes. The artist hastily weaved these eyes as if the more she duplicates the image of the eye, the more she can embrace it and claim it, as if the multitude can devour the absence. 

These large and small eyes, which are finely woven from a kind of wool-acrylic mixture, in sizes varying from 15 cm to 40 cm in diameter, are flat, coarse and firm in contrast to the supple, soft, slippery and extremely vulnerable organ. They will not be injured by a blow; if anything, they will soften the impact. Maybe in this sense, they manage to soften the fear a little bit. On the other hand, the fact that dozens of eyes are deliberately used to describe the title “Ommetaphobia”, which means “fear of the eyes”, is in tandem with the artist’s deliberate confrontation with her own fear. 

This multiple gaze/surveillance experience, which is both disturbing and hypnotizing, has a surreal feeling and is carried directly and with all its weight to the audience. The tension between the viewer and the installation almost refuses to subside with the expressive, omniscient gaze of these colorful eyes that never blink.     

Pamuk-Akrilik, El Dokuması Cotton-Acryclic Blend, Hand-Tufted On Burlap, Various Dimensions Between 15-40 cm Arası Değişen Boyutlar, 2021
Embolism, Pamuk/Akrilik, El Dokuması, Cotton/Acryclic blend, Hand-tufted on Burlap, 30x30, 2020
Älä ole vanilja!, Yün/Akrilik, El Dokuması, Wool/Acrylic blend, Hand-tufted on Burlap - 44cm, 2021