Deniz Kulaksızoğlu

Ben Parçaları

Bir kişiyi algılama sürecimizi iki bileşen etkiler: kişinin imgesi ve kişinin davranışları. Bu kavrayışta imge en kolay elde edilendir, zira minör değişimler dışında çoğunlukla sabittir. İmgeye bağlı değişken davranışların anlamlandırılması ise zaman alır. Kişiye dair algımız, etkileşime geçtiğimizde gözlemlediğimiz davranışlarının toplamının ortalaması ile oluşur. Kısıtlı gözlemlerden çıkan bu profil, algımıza yerleşir ve zihin bu kişinin, ona çizilen çerçevenin dışına çıkmayacağını düşünür. 

Oysaki insan davranışları dış faktörlerin yanı sıra aslen kişinin iç dünyasıyla, duygulanımlarıyla alakalıdır. Öyleyse bir kişiyi tanımak onun ortalama hangi duygulanımlar içinde devindiğini bilmek demektir. Fakat kişi hakkında varılacak her tür yargı esasında aceleci ve eksiktir. Kişinin kendisi hiçbir zaman yakalanamayacaktır, zira kişiliği ele veren psikolojinin kendisi dinamik, onu tanımlamaya çalışıp bir çerçeve içine yerleştirmeye yeltenen kelimeler ise sabittir.    

Yaklaşık bir ay boyunca mutluluk durumu, kaygı seviyesi, yalnızlık hissi vb. ruh hâllerinin farklı zamanlarda belgelenmesiyle oluşturulmuş “Ben Parçaları”, kişilik algısını oluşturan bu iki etmeni (imge ve kavram) göz önüne sermeyi amaçlar. Burada sanatçının imgesi çoğunlukla sabit kalırken imgeyi bir karaktere dönüştüren ruh hâli sürekli bir devinim içindedir. O hâlde yüzeydeki görüntü ve ona bağlı yargılar bize bir kişi hakkında ne kadar bilgi verir? Bu “parçaların” toplanması ile bir “ben” oluşturulabilir mi?

Self Fragments

Two components influence our perception of a person: the image of the person, and their behavior. The image is the easiest to perceive, since it is mostly constant except for minor changes. Whereas it takes time to make sense of behaviors that vary depending on the image. Our perception of the person is formed by averaging the sum of the behaviors we observe when we interact. This profile, which is the result of limited observations, settles in our perception and the mind thinks that this person will not step beyond the frame drawn for them. 

However, human behavior is primarily related to the inner world and emotions of the person, as well as external factors. So to know a person is to know roughly in what moods they are in. However, any kind of judgment to be made about the person is hasty and incomplete. The person themselves will never be captured, because the psychology that reveals the personality is dynamic, and the words that try to define it and put it in a framework are static.    

Created by documenting moods such as happiness, anxiety and loneliness at different times for about a month, “Self-Fragments” aims to reveal these two factors (image and concept) that make up the perception of personality. Here, while the artist’s image remains mostly constant, the mood that transforms the image into a character is in continuous motion. So, how much information do the surface image and the judgments attached to it tell us about a person? Can a “self” be formed by the collection of these “fragments”?

Ben Parçaları, Fine Art Baskı & Metin / Fine Art Print & Text, Her Biri 92x42 cm Each, 3 + 1 Edisyon / Edition, 2020-2021

“One” 

Bir sayısını sayıların kökü olarak düşünen ve geri kalan her şeyin ondan ve onunla türediğinden yola çıkan Kulaksızoğlu, tam da bu ardışıklığı ve sonsuzluğu araştırıyor: “Sayılarla ilgili bilinen kurcalayıcı bir nokta, bizim neredeyse bilinçsiz birbiri üstüne koyarak gerçekleştirdiğimiz sayma işlemindeki ilerleme problemidir. Sayılar sonsuzdur fakat bu sonsuzun kökü, yani 1, sonludur. Eğer sayılar sonsuz ise o zaman ilerleme sonsuzluğa giden bir yol olmalıdır. Bir sayıdan diğerine geçiş ilerlemeyse eğer o zaman en basit biçimiyle 1’den 2’ye geçiş nasıl gerçekleşir? 1 sayısından 2 sayısına ilk birim ilerleme mantıken bu şekilde gerçekleşmelidir: 1, 0 … 01 sayısı ile. Aradaki noktalı gösterilen kısım sonsuzdur çünkü sayılar sonsuzdur o halde 0’dan 1’e geçiş ya da 1’den 2’ye geçiş nasıl mümkün olabilir? 1 sayısı aritmetiğin dizgesel başlangıcını yapsa da inşa ettiği ve özünü oluşturduğu sistem kendi içindeki paradoksal taraf sebebi ile sekteye uğrar ve yavaş yavaş çöküşüne doğru ilerler.” 

“One” 

Considering the number one as the root of all numbers and starting from the fact that everything else is derived from it and with it, Kulaksızoğlu explores this succession and infinity: “One of the familiar tricks about numbers is the problem of progression in counting, which we almost unconsciously do by counting on. Numbers are infinite, but the root of this infinity, namely 1, is finite. If numbers are infinite, then progress must be a path to infinity. If the transition from one number to the next is progress, then how does the transition from 1 to 2 in the most straightforward way? Logically, the first unit of progression from 1 to 2 should be: 1.0 … 01 where the dotted part is infinite because the numbers are infinite–so how is a transition from 0 to 1 or from 1 to 2 possible? Although the number 1 makes the systematic beginning of arithmetic, the system it builds and forms the essence of is interrupted due to its inherent paradox, and slowly progresses towards its collapse.”

Mekânsal Teşhir Edil(eme)me

Boşluğun belli amaçlarla dönüştürülmesi, işlenmesi ve mimari bir yaratıma tabi olması anlamında mekân, kendisini kuran insan ya da insanlar topluluğu hakkında ipuçları verir. Zira insan çevresini ihtiyaç ve beğenilerine göre düzenler. Bu anlamda mekânın özellikleri kişinin bazı özelliklerini ‘açık eder’. Bu durum özellikle de insanın en özel alanı olan evi ve odası için geçerlidir. İnsan kendi mekânını imkânları dahilinde donatır, karakterini burada nesnelleştirirken aynı zamanda dış dünyayı dışarıda bırakan, sızdırmaz bir kabuk oluşturur. Pandemi döneminde yaygınlaşan ve norm haline gelen çevrimiçi toplantılar bu kabuğu bir anlamda deler ve insanın mahrem alanını karşıdakilere açar. Deniz Kulaksızoğlu “Mekânsal Teşhir Edil(eme)me” adlı videosunda tam da insanın mekânla birlikteliği üzerinden bugünün deneyimlerine bakıyor ve insan-mekân arasındaki kaçınılmaz bağı, daha doğrusu özne ve nesne arasındaki bağlam ilişkisini görünür kılmaya çalışıyor. Ancak bu ilişkiyi aynı özneyi çok çeşitli kimliklerdeki mekânlara yerleştirerek yapıyor. Özne sabit kalırken mekânın sürekli değişiyor olması, zihinde refleks olarak kurulan insan-mekân birlikteliğini olanaksız hâle getiriyor. Bu çarpık durum refleksin kendisini, böylece de iki unsur arasındaki ilişkiyi açık etmeyi amaçlıyor.

Spatial (Un)Exposure

In the sense that the space is transformed, processed and subjected to an architectural creation for certain purposes, space gives clues about the person or community of people who established it. That is because people lay their environment out according to their needs and preferences. In this sense, the features of the space ‘expose’ some of the features of the person. This is especially true for the home and room, which is the most private space of a person. One equips one’s own space within their means, objectifying their character here, while at the same time forming an impermeable shell that excludes the outside world. Online meetings, which have become widespread and the norm during the pandemic, break this shell in a way and expose the private space of people to others. Deniz Kulaksızoğlu’s video titled “Spatial (Un)Exposure” looks at today’s experiences precisely through the existence of humans within the space and tries to make visible the inevitable link between human and space, or rather the contextual relationship between subject and object. However, it does this by placing the same subject in spaces of various identities. The fact that the space is constantly changing while the subject remains fixed makes it impossible to make a human-space association reflexively. This distorted situation aims to explain the reflex itself and thus the relationship between the two elements.